KARANLIK KORKUSU

İnsanoğlunun doğuştan getirdiği iki korku vardır. Biri düşme korkusu diğeri de yüksek sesten korkmak. Diğer tüm korkuların sonradan kazanıldığına inanılıyor. Dolayısıyla korku öğrenilen bir duygudur. Korkuların başladığı dönem kabaca 2 yaştır. Karanlık korkusu ise anneden ayrılmadan sonraki ilk korkudur genelde. Bebeklikte bile oluyor korkular sonra boyut değiştiriyor. Karanlık en beklediğimiz korkulardan biridir.  Bebeğin büyüyen gelişen bir beyni var ama zihinsel kapasitesi her şeyi anlamlandıracak kadar gelişmiş değil o yüzden işte korkular peyda oluyor. Yani  bilinmeyene duyulan korku, Kontrolün sende olmaması vb.

Burada çocuk gibi düşünmek lazım. Nasıl düşünüyorlar? Somut. Daha henüz soyut düşünce yok, o zaman ne yapmalıyız? Olayı somutlaştırmalıyız.  “Karanlıktan mı korkuyorsun? Evet haklısın, korkmuş olabilirsin. Senin yaşındayken ben de korkuyordum. Bir bakalım ne yapabiliriz?”   “Bunda korkulacak bir şey yok”, ya da zorla karanlığa götürüp “Bak bir şey yok” gibi sözler söylemiyoruz. “Seni anlıyorum “mesajı veriyoruz.  “Ben de senin yaşındayken korkardım.” diyoruz ama bu bilgi çocuğun ne işine yarayacak? Bunu da somutlaştırmamız lazım. Harvey Karp,  “Şeker verin bunu yiyene karanlık gelmiyormuş diyin, boş bir spreyi su ile doldurun. Üzerine karanlıkla ilgili bir sticker yapıştırın sıkın odaya ‘bunu sıkınca karanlık korkutmuyormuş’ deyin. Ya da görünmez bir giysi giydirin ve giyince karanlık gelmediğine inandırın” gibi -örnekleri çoğaltmak mümkün-önerilerde bulunuyor (Mahallenin En  Mutlu Bebeğinin Uyku Kitabı adlı kitabında). Bunun çok işlevsel olduğunu düşünmeyenler var, taa ki bu olayla “ben de sen kadarken”i birleştirene kadar. Bence bir şey bulun, mesela bir sprey içine su olabilir daha yaratıcı bir şey olabilir. “Ben de korkarken annem -senin anneannen- bana bunu vermişti ben bunu sıktığımda artık korkmuyordum deneyelim mi?” diye teklif edilebilir. Diğer öneriler de aynı şekilde yaşanmış bir öyküyle pekiştirilebilir. Asla, korkuyor diye kendi yatağımıza almıyoruz. Çünkü burada ufak bir güven problemi de var yatağa alırsak ne düşünecek? “O odada korkacak bir şeyler var, bak yersiz değilmiş korkum”. “Minik bir ışık yakalım mı ister misin? Böylece karanlık gelmez. Sana bir gece lambası alalım. “(Ama çok loş bir ışık olmalı ve uzun süreli yakmamamalıyız bu da lambasız uyuyamaz hale getirebilir ve çocukların karanlıkta uyuması gerekir. ayrıca ışığı kademeli olarak hayatından çıkarmalıyız çünkü böyle de korkusunu beslemiş olabiliriz. )

Karanlığın korkulacak değil aslında eğlenceli de bir şey olabildiğinin vurgusu yapabilmek de işe yarayabilir. Bu da şöyle bir hikayeyle anlatılabilir -Gündüz güneş varken çocuklar parkta oynarmış, yemek yermiş…Güneş de çok eğlenirmiş. İşte bak, güneş mutlu ama akşam olunca güneş de çocuklar da herkes uykuya geçermiş. Gökyüzü de üstüne kocaaamaan bir örtü örtermiş. Sabah olunca yine güneş çıkarmış. Gökyüzü uykusundan uyanır, örtüyü katlar, dolaba koyarmış. Bu her gece böyle olurmuş. Haydi gökyüzü olalım mı? -Kocaman bir çarşafla örtü yapın (ama olabildiğince karanlık), sonra hemen sabah olsun, katlayın koyun.

Bu dönemde odasında gölgesinden  korkabileceği peluş hayvanlar. şüpheli oyuncakları  odasından kaldırın. Karanlıkta çocuğunuzun odasına girerek potansiyel korku yaratabilecek şeylere bir bakmak gerekir. Çünkü gölgeler oyuncakların kendilerinden daha büyük görünür. İnsan beyni tam göremediği bir şeyi hemen yorumlar. Bu beynimizin otomatik olarak yaptığı bir işlemdir ve genellikle de korkutucu olan nesnelere benzetme yapılır.   `Sen bana seslendiğinde ben gelirim deyin ve her seslendiğinde  yanına gidin.”Korktun mu ne oldu?” şeklinde değil, hep aynı cümle “Geldim kızım/ oğlum  ben yanındayım” Sakinleşince geri çıkın. Son olarak yine olayı somutlaştırmak için babanın çocukluğunda annesi ona bir kitap almış olabilir ya da … da  korkuyomuş.(çocuğun bir arkadaşı, kuzeni vb. olabilir.) Annesi  bu kitabı  alınca  korkmamış deyip  karanlık korkusuyla ilgili bir kitaptan en az vurgu yapanı alabilirsiniz. Yatağında ona arkadaşlık edebileceği bir oyuncak uykularına eşlik edebilir. “Bu ayıcık seninle uyusun mu, beraber sarılır uyursunuz?” gibi teklif edilebilir.

Gölgelerden korkmaması için bir oyun oynamak da işe yarayabilir. Öncelikle güneşteki gölgesini gösterip gölgelere bir giriş yapılabilir. Ardından bir fener, ışıldak vb. Alınarak evde varsa parmak kuklalarınızı yoksa ellerinizi kullanarak gölgeler yaratabilirsiniz. Bu da yine karanlığı eğlenceli kılabilir. Örneğin bir gün elektrikler kesilmişti. Kızıma kuklalarla bir hikaye anlatıyordum. Aniden elektrikler kesilince kızımın gerildiğini farkettim. Hemen gidip bir fener aldım. Bu kez de kuklaların duvara yansıyan gölgeleriyle anlatmaya devam ettim. Buna fırsat eğitimi diyoruz. Yani kabaca herhangi bir şeyi öğretmek için hazırlık yapmadan anın getirdiklerini kullanarak saatlerce uğraşmadan zaman kazanmak diyebiliriz. Bu sayede öğrenilen bilgilerin çok daha kalıcı olduğu görülmüş.

Son olarak önerilerin hepsini aynı anda değil sizin çocuğunuzda işe yarayacağını düşündüğünüz öneriden  uygulayamaya başlayabilirsiniz. Her çocuk bir değildir. Hangisinin işe yaracağını deneyerek bulabilirsiniz.

Sevgiler.

img_0986

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. volkan83 dedi ki:

    Selin Hanım, sizi bir süredir Instagram hesabınızdan takip ediyordum. Bu siteyi kurup bu bilgileri paylaşmanız da harika olmuş. Yakında sizi tvde de görmek isteriz

    Beğen

Değerli yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s