OKULA ALIŞMA/ ALIŞTIRMA ( ORYANTASYON TEKNİKLERİ)

Okula alışma/ alıştırma süreciyle ilgili düşüncelerimi genel bir giriş niteliğinde şurada anlattım. Bu yazının konusu ise daha çok oryantasyon teknikleri ve örnekleri üzerine olacak.

Ela ‘nın daha önceden oyun grubu deneyimi vardı. Hem ebeveynli hem de ebeveynsiz olarak 2 yaşından beri bu tür gruplara katılıyordu. Tıpkı okul çağı gelmiş ya da gelmekte olan bir çocuğun evdeki oyunlarında okul, kalem, defter, öğretmen vb. şeylerin provasını yapıyor olmasında olduğu gibi, bu durumda kesinlikle kreşe başlamasında çok faydası olacak bir şeydir diyemeyiz. Her çocuk farklı neticede. Daha önceden 2 saatten fazla anneden ayrılmamış bir çocuğun kreşe adaptasyonunun hem uzun süreceği hem de zor olacağını ön görebiliriz fakat yanılma payı her zaman vardır. Nitekim ben de Ela’yla nispeten uzun bir süreç yaşayabileceğimizi düşünmüştüm. Fakat 3 gün ilk bırakıldığında ki ağlamalar dışında adaptasyonla ilgili hiç bir sorun yaşamadık. İlk başlarda hep Türkçe konuşmak istemiş, onu anlayan biri olmayınca üzülmüştü ama onunla hep konuştuk. Şimdi zor geldiğini ama çok kısa bir süre sonra hem okulunu hem de arkadaşlarını, öğretmenlerini çok seveceğini söyledik. Bize güvenmesini istedik. Bu süreçte kendi çocukluk hikayelerimizi anlattık. Burada atış serbest. Eşim anaokuluna hiç gitmemiş ama gitmiş gibi senaryolar yazdı. Ben keza öyle anaokuluna dair hiçbir şey hatırlamasam da Ela’nın yaşaması muhtemel şeyleri burada yaşanmışı var tadında anlattım. Ela’da görüntülü konuşmalar sırasında babaanne ve anneannesine, dedelerine bizim okul maceralarımızı sordu. Kendi yaşanmış ya da yaşanmış gibi yapılmış diyeyim hikayelerinizi anlatmak bir çocuk için hemen her konuda çok işe yarayacak garantili bir yöntemdir. Kreşe başlama ve adaptasyonunda da çok işinize yarayacaktır.

Oryantasyonda yararlandığım bir diğer şey ise kitaplar oldu. Bu süreçte Türkçe’ye ‘Avucundaki Öpücük’olarak çevrilmiş İngilizce’si ‘ The Kissing Hand’ olan kitap Audrey Penn imzalı. Yeri gelmişken yazarın böyle bir seri kitaplar dizisi var ki hepsi birbirinden başarılı. Yeni bir kardeş gelmesi, taşınma, zorbalık vb. konuları işliyor kitaplarında. Kitapla birlikte bir de cd çıkmıştı. Bu satırları yazarken yeniden dinliyorum şarkıyı. Merak edenler Instagram sayfamda geriye dönük  paylaşımlarımın içinde kitabın fotoğrafının olduğu posttan dinleyebilirler. Kitapta da bizim ki gibi okula ilk defa gidecek bir rakunun hikayesi var ve annesi onu yukarıda anlattığım gibi kendi hikayesiyle rahatlamaya çalışıyor. Bir sırrı olduğunu, bu sırrı ona annesinin, ona da annesinin verdiğini anlatıyor. Buna göre annesi minik rakunun avucuna bir öpücük kondurup parmaklarını kapatıyor. Minik rakun onu ne zaman özlerse elini açıp avucunu yanağına dokundurmasını istiyor. Böylece nerede olursa olsun annesinin onu hep sevdiğini bileceğini söylüyor. Böylesine sıcacık bir hikaye Avucundaki Öpücük. Ben kitabı alıp bir kez İngilizcesi okudum bir kez de Türkçe olarak anlattım ve okul zamanı gelince Ela’nın avucunu öpüp tükenmez kalemle de bir kalp çizip boyadım. Bunu olayı Ela’nın gözünde daha da somutlaştırmak için yaptım. Çok ama çok işimize yaradı diyebilirim. Kalp izi ben onu alana kadar silikleşiyordu ve bana kalbim silindi anne diye söylüyordu. Ben de ‘ben seni aldığım için bu kalbe daha fazla ihtiyacın kalmıyor, o yüzden siliniyor.’ Dedim. Ne romantik? 4. Gün gerçekten güle oynaya okula gittiğini gördüm. Bu kalp çizme işini sadece bir kaç gün yaptık. İkinci hafta artık hiç ihtiyaç duymuyordu.

image1 (21) image3 (14)

Ela kendisi okuldayken benim ne yapacağımı çok merak ediyordu ve eve tek başıma gitmemi çok da kabullenmedi. Bunu genelde ilk yazımda bahsettiğim ikinci haftadan sonraki okula gitmek istemeyen çocuklarda da görebiliriz. Kendisinin yokluğunda annesinin ne yaptığı, onun okulda yabancı insanlarla bir arada olmak zorunda olmasından daha büyük merak ve bazen kaygı uyandırabilir.  Ben de okulun dışında onu beklediğimi söyledim. Yine çok kısa bir süre sonra ‘sen artık beni bekleme eve gidip sonra gelebilirsin’ dedi ve beni azad etti. Bu doğru değildi onu evde bekliyordum ama yine de buna ihtiyacı olduğunu düşündüm. Çünkü okulun anne babaları içeri almadığını biliyor ama yine de beni yakınlarında istiyordu çocuk haklı olarak. Dolayısıyla onunla aramızda okul çitleri varmış gibi yaptım.

Sizler seçtiğiniz kurumun oryantasyon sürecine tabi olacaksınız ama her kurumun farklı bir stratejisi olabiliyor. Yine de kafanıza hiç yatmıyorsa kendi içgüdülerinizi de dinleyin derim. Türkiye’de genelde ilk olarak anne ile çocuk oyun odasında çocuğun öğretmeniyle birebir misafir edilir. Arada ya da ilerleyen günlerde anne çay içmek vb. sebeplerle idareye alınır. Bu aşamada varsa kreşte kamera vb. bir yerden çocuk gözlemlenir. Bir kaç günün sonunda anne bir bahane ile çocuğun bilgisi dahilinde kurumdan dışarı çıkar ve bunu çocuk görür ve çok kısa bir süre sonra, annenin belirttiği saatte çocuğunu almaya gelir. İzleyen günlerde ya da bunlar çok kısa zaman aralıklarında da olabilir çocuğun sınıfından bir iki arkadaş oyun odasına alınır. Yeterince adaptasyon sağlanınca sınıfla tanıştırılır. Genelde ilk günler yemek ve uyku saatleri gelmeden mümkünse çocuğun en keyif aldığı saatte anne çağırılır ki tadı damağında kalsın ve bir sonraki gün gelmeye hevesi olsun vs. Örnekleri ve senaryoları çoğaltmak mümkün ama bana kalırsa iyi kötü mutlaka bir oryantasyon sürecinden geçmek şart. Bir anda bir bilinmezliğe çocuğu terketmek onun için çok ve ağır bir sorumluluk olacaktır.

Bazen zorunluluklar neticesinde bir sonuca ulaşmanız gerekebilir. Örnek veriyorum oryantasyon için işinizden yeterli izini alamayabilirsiniz, seçmiş olduğunuz kurumun katı bir sistemi olabilir. Herhangi bir başka sebeple olabilecek en kısa zamanda alışması gerekiyor olabilir. Bu durumlarda zorunluluk bazen kaçınılmaz adaptasyonu hızlı da getirebilir. Bunu bir çeşit öğrenilmiş çaresizlik olarak görebilir miyiz? Belki. Ama sonradan iyi ki de böyle olmuş, yoksa çok uzun sürecekmiş diyen velileri çok gördüm. Bunlardan biri de aslında benim. Zira kurumda olmama müsaade etselerdi Ela Türkçe konuşacak, kendini anlatmak için çaba sarfetmeyecek, isteklerini benim üzerimden kurum personeline iletecekti ve belki de bu kadar kısa bir sürede öğretmenlerine alışamayacaktı.

Okulu sevdirmenin ve daha doğrusu okulu anlatmanın bir başka yolu da masal anlatmaktır. Bu masalları mümkünse oyuncaklar üzerinden anlatmak çok daha fazla işe yaracaktır. Biz bunun için her zaman ki gibi Lego Duplo’larımızı kullandık. Her gün legolarla okul yaptık. Bir karakterin bir gününü canlandırdık. Çocuğun karşılaşması muhtemel olayları, kreş rutinini vb. bu masallar üzerinden anlatabilirsiniz. Bu masallar sırasında Ela’da bize ciddi doneler verdi diyebilirim. Çocuk oyun sırasında ne hissettiğini, ya da bir olay karşısında öğretmenlerin nasıl davrandığını, arkadaşlarıyla olan ilişkisini her şeyi sanki okuldaymışsınızcasına yaşatır size. Böylece rahatlar. Böylece kendini, korkularını, endişelerini, merakını dile getirir. ‘ben değil de bir arkadaşımın başına geldi’nin çocukçasıdır aslında. Evinizde bu tarz masallar anlatabileceğiniz oyuncaklarınız yoksa o zaman çizerek anlatabilirsiniz masalınızı. Bir iki küçük bebek ya da figürler hatta kaş göz çizdiğiniz de fındık fıstık bile olur. Bunlar çocuklar olur. Anneler nerede bekliyor, çocuklar ne yapıyor, anneler ne zaman gelip onları alıyor, aman da kimseler okulda kalmıyor, herkesi gelip birileri alıyor, çocuklar içeride şöyle eğleniyor, böyle oyunlar oynuyor gibi senaryoyu çizip oynayın. Bir masalı birden fazla kez anlatın ki masalın diğer versiyonlarında çocuğunuzun aklına bir şey takıldıysa masala dahil olup cevaplarını bulabilsin. Bir de öğretmenlerin de kendi evleri olduğu ve çocuklar gittikten sonra onların da evlerine gittiklerini söylemek gerekebilir. Burada ebeveynler kendi mesleklerini anlatırken öğretmenlik mesleğini de çocuklarına anlatırlarsa çocuğun gözünde okul; herkesin hapis kaldığı bir yer değil bilinerek, istenerek gidilen ve zamanı gelince de her gün herkesin evlerine döndüğü bir yer olur.

Siz masal yapmak istediğiniz ama o bunu kabul etmiyor mu? Acaba yaşamak istemediği bir şey olduğu için mi böyle yapıyor? Muhtemelen bilinmeyene karşı duyduğu korku sonucu istemsiz bir savunma mekanizma geliştirdi. Bu durumda oyunla da olsa bir şeyler anlatmanın çok faydası olmayacaktır. Strateji değişikliği yapıp hemen kitaplar aramaya başlayın. Fazla almayın. İçeriğini beğendiğiniz, okul rutinini anlatan bir tanesi yeterli olacaktır. Kitabı siz vermeyin ve mümkünse onun bulabileceği bir yere koyun. Kendisi keşfetsin.

En sevdiği, asla yanından ayırmadığı, uyku arkadaşı kabul ettiği, çocuğunuzun ilk ve en sadık arkadaşı olan bir oyuncak varsa ve kurum getirmesine izin veriyorsa her gün taşıyın. Yine okulla konuşup çocuğun da her gün okuldan okula ait istediği bir şeyle eve gelmesini sağlamak da aradaki bağı daha çabuk kurabilir. Size ait, sizin için değerli bir şeyi vererek ‘bunu benim için korur musun? Seni okuldan aldığımda bunu da bana geri verirsin.’ Oyunu da oynayabilirsiniz. Sizin için değerli ne olabilir bunu düşünün ama biz bazen annelerin nüfus cüzdanlarını alırdık. Hani anne için çok önemli, bunu mutlaka almaya gelecek gibi. Kimisinden ailece çekilmiş bir fotoğraf alırdık. Özledikçe bakabilsin diye. Bunların hepsini bombardıman gibi aynı anda yapmayın. En işe yarayacağını düşündüğünüz, çocuğunuza ve size en uygun olanından başlayın. İşe yaramazsa taktik değiştirebilirsiniz.

Sizin kaygı durumunuz ne kadar azsa, kuruma ne kadar güveniyorsanız emin olun çocuğunuz bunu hissedecektir. Muhtemel endişelerinizi hissettirmemeye çalışın. Her seferinde gidip gelip onu aldıkça, okulda kalmayacağını deneyimleyerek anlayacaktır.

Konuşmak istemiyor mu? İyice içine mi kapanmaya başladı? Sakın onu yalnız bırakmayın. Böyle zamanlarda dilinizde hep aynı şarkı ‘biliyorum şimdi istemiyor, hiç keyif almıyorsun ama bana güven. Çok kısa bir süre sonra alışacaksın ve dahası çok seveceksin.’ Onun yaşındaki herkesin okula gittiği minvalinde bir kaç cümle daha ama olayı dramatize etmeden ve zorunluluk gibi göstermeden. Onu anladığınızı ve duygusunu paylaştığınızı bilsin. Ama gelecekte seveceği vurgusunu yaparak hem rahatlamasına yardımcı olun hem de çaba sarfetmeden bu bilinci kendi kendine oturtmasını sağlayın. Çünkü anne/ babası onun kahramanı. Onlar ne yapacaklarını bilirler. Her zaman bildiler.- onun için böyle.- Ve yine sizin de çocukluğunuzda okula gitmek istememeniz, annenizin sizi ikna etmesi, her gün gelip sizi alması ve okulda kalmamanız, sonrasında okulunuzu çok sevmeniz vs. bir hikaye ile destekleyin. ‘Yanlız değilsin. Herkes benzer şeyleri yaşadı, yaşıyor, ben de yaşadım.’ Gibi yaşanmışlıklarınızla bir bağ kurmaya çalışın.

Son olarak çocuğu okula başlayan ne ilk ne son ebeveyn olsanız da, yani dışarıdan böyle görünse de sizin için ilk. Pek tabii ki kaygılar yaşamanız, o güne kadar dizinizin dibinde olan miniğinizin büyüyor olması sizi de zorlayabilir. Sadece kabul edin ve çok kısa bir süre sonra ‘iyi ki yapmışım’ diyeceğinizi bilin. Hepinize bu süreçte kolaylıklar dilerim ve umarım her şey gönlünüzden geçtiğinden de kolay olur.

Bir sonraki yazıyı anaokulu buradaki Reception için yazacağım. Burada Nursery’nin aksine güzel bir oryantasyon sürecinden geçtik. Neler deneyimledik ve neleri kendi ülkemize uyarlayabiliriz bunları anlatmaya çalışacağım.

Keyifli okumalar.

logoo selin cocuk-gelisimi

Değerli yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s