SANA VURANA SEN DE VUR(MA)

Bu aralar kafamı kurcalayan bir soru olarak karşıma çıkan bu durumu bir kaç kişiden daha duyunca görüşlerimi kaleme alma ihtiyacı hissettim. Konu hakkında son olarak – ki bir meslek elemanından- duyduğum bir çocuk vuruyorsa zarar gören çocuğun da ona vurmasını salık veren zihniyetin ne kadar büyük bir tehlike arz ettiğini düşünmemle başladı her şey. Çünkü anne babalara yön vermeye çalışan bizlerin örnek davranışları, doğruyu göstermek gibi bir misyonumuz da var. O nedenle ağzımızdan çıkan her kelimeyi iki kere düşünüp söylemek, beşer şaşar misali varsa yanlış bir görüşümüz, bunu da kabul edip gerekli düzeltmeyi yapmamız gerekir. Yanlış ya da doğru kişiden kişiye değişir elbet. Senin yanlışın benim doğrum olabilir ama konu oldukça önemli ve ’biri sana vuruyorsa sen de ona vur’ sözü neresinden tutarsanız tutun elinizde kalacak cinsten. Ne olursa olsun belli durumlarda karşımızdakine zarar verebileceğimizi düşündüğümüz noktada bu başkasının temel haklarını ihlal etmeye de girer.

Peki bir başka açıdan bakalım. Çocuğumuza biri sana vuruyorsa sen de vurabilirsin dedik diyelim. Ya vuramıyorsa? Ya karşındakine gücü yetmiyorsa? Bu da başka bir eziklik ve çocukta yetersizlik duygusu yaratmaz mı? Kaş yapayım derken göz çıkarmak diye buna denir. Sen çocuk ezilmesin, hakkını korusun diyorsun, öyle düşünüyorsun belki ama çocukta tam tersi bir etki yaratabilirsin. Çünkü bir de bu davranışın doğru olduğu mesajını verdiğin için çocuk da ‘ben, benden bekleneni ya da doğru olanı yapamıyorum.’ Diye düşünebilir. Çocuk örselemenin vücut bulmuş hali.

Bir çocuk bizim çocuğumuza vuruyorsa ne yapmalı?

İki görüş okuyorum. Özellikle biri bağlanmayla ilgili. Anneye ya da bakım veren kişiye güvenli bağlanma. Fiziksel üstünlüklerini ya da güçlerini tehdit olarak kullanarak çocuklara istediklerini yaptırdıklarında, ebeveynler farkında olmadan çocuklarına ‘zorbalık’ modeli olmaktadır, diyor `Çocuklarla El Ele Ebeveynlik` kitabında Pam Leo. Çocukların kendilerini daha kötü hissetmelerini sağlayarak onların daha iyi hissetmelerini sağlayamayız. Model olmak çok önemli. Çocuklarımız bizlerin aynası ve yaptığımız her şey onların yansıması.   Buradan yola çıkarsak ve çocuğumuza sana vurana sen de vurabilirsin dersek ne yapmış oluruz? Biri sana vurursa ve senin de ona gücün yetiyorsa vurabilirsin. Çünkü doğanın kanunu bu, gücü yeten yetene. Davranışın doğru olduğunu sinyalini verdiğimiz çocuğumuz yarın bize de vurduğunda ne yapacağız? Aynı hoşgörüyle karşılayacak mıyız? Hakkını korumak başka bir şey, karşındakine fiziksel tacizde bulunmak başka. Kimse bir başkasının ona izinsiz dokunması hakkını vermiyor. Zarar gören taraf bile olsa. ‘Sen de vurabilirsin.’ demek kafa karışıklığından başka bir şey değil üstelik çocuğun anneye olan inancını da zedeler. Tutarsızlık aldığı darbeden daha beter yara açar. İstenmeyen davranışı kendi ellerimizle öğretmiş oluruz.

Çocukların doğasında  bu ilkel eğilim vardır. Ama karşımızdaki sosyal bir varlık. İlkel eğilimlerinin peşinde gitme lüksünü her zaman vermez. İdiyle (ilkel dürtüleri) yaşamasına izin verilen çocuklar çok başka çocuklar olabilirler. Toplumda kabul görmeyen. Kendini kontrol edemeyen. Bugün günümüzün en büyük sıkıntılarından biri öfkemizi kontrol edememek. Biz yetişkinler bile tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. O nedenle çocuk dener. Defalarca dener. Siz daha iyisini gösterene kadar. Toplumdaki herkes davranışın yanlış olduğunu söylese, kabul görmese o davranış bir yerde söner. Ama tersini düşünelim. Birileri ‘sana vurana karşı hakkını koru. Sen de ona vur.’ derse bu illet sürekli dolanır ve bu kez doğru davranan çocuklar birtakım insanlar tarafından sinik, pısırık olarak etiketlenir. İşte bu yüzden bu öneri çok tehlikeli. Kişinin gerçek düşüncesinin de bu olduğunu gösterir. Biz yetişkinlerin bakış açımızı değiştiremediğimizi ve bunu da ayna gibi nesilden nesile aktarmaya devam ettiğimiz gerçeğini gözler önüne serer. Bu çok acıdır.  Kendisine bir şekilde zarar verenin ‘cezasını’ kendi elleriyle vermeye çalışan yetişkinlerin hikayelerini her gün duyuyoruz değil mi? Şiddet şiddeti doğuruyor. Besliyor. Büyütüyor. Bir davranışı değiştirmenin ya da ortadan kaldırmanın en kolay olduğu zaman, o davranışın ilk ortaya çıktığı yıllardır. Bu aşamadaki müdahaleler genellikle olumlu sonuçlar verir.

Bir çocuk ne iyi ne de kötü olarak dünyaya gelmez. Onun sivri dişli bir kaplan mı yoksa mülayim bir kuzu mu olacağını onlara ne söylediğimiz, çok daha önemlisi nasıl davrandığımız belirler. Çünkü bu potansiyelle doğarlar. Belli bir mizaç, ihtiyaçlar ve potansiyellerle.

Çocuk istenmeyen bir şey yapıyosa bunu kötü olduğu için değil, karşılanmamış bir ihtiyacı nedeniyle yapıyordur. Bizler kontrol etme içgücüsüyle büyütüldük ve fakat insan doğasında kontrole direnç vardır. Çocuğa ihtiyaçların benim için önemli mesajını vermek çok önemlidir. Ona yaşam koçu olabilmek gerekir. Yardım gereğinden fazla olursa çocuğun problemini devralmış oluruz. Gereğinden az olursa da çocuk kendini yalnız hisseder ve annenin varlığını ve koruyuculuğunu hissedemez. Çocuklar her zaman kendisi için orada olacağı konusunda birilerine güvenmek ister. Dolayısıyla karşısındaki bir çocuk ona vurduğunda ona vurarak karşılık vermesini söylediğimizde problemi çözmüş olmayız. Aksine yeni problemler yaratırız.

İşler buraya gelmeden çocuğumuzun kendisine vurdurtmamasını sağlamak gerekiyor belki de. Herkes kendi problemini kendi çözecek ya? Kendisine vurana vurmayla karşılık vermek değil problemi çözmek, asıl kendisine vurulmaması için ne yapacak? Mesele bu. Hem biri ona vurduğunda karşılık olarak bizim çocuğumuz da vurduğunda eşitlik sağlanacak mı yani? Konu orada kapanacak mı? Kazanan kim? Kim ezilmedi? Kime helal olsun? Madalya kime gidiyor? Çoğunlukla bu itiş kakış bitmez. Orada kalmaz. Şiddeti artan şekilde devam edecektir. Gücünün yetmediği noktada ‘anneeeee’ diye size koşacaktır. Mesele çocukta kendini koruyacak savunma mekanizmasını geliştirmektir. Vurmaya vurmayla karşılık vermek değil.

Eşitlik kısasa kısasla sağlanmadığı gibi bir de güçlerin eşit olmaması durumu da var değil mi? Sırf ilk başlatan o olmadı diye ama ufacık da olsa bir zarar görmesi demek karşısındakine düşünmeden orantısız güç kullanmasını haklı çıkarır mı? ‘Ama ilk o başlattı.’ Diyebilir miyiz. Ağlatana kadar vursa çocuğumuz? İrade de yok diyoruz ya belli bir yaşa kadar. ‘Dur!’ diyen bir mekanizma olmayınca önünü alabilir miyiz acaba?

İkinci görüş ise çocukların yaşadıkları çatışmaları kendilerinin çözmelerine müsaade etmek. İyi ama karşındaki çocuk senin yetiştirdiğin gibi yetiştirilmiyor ki. Sen vurmanın yanlış olduğunu söylüyorsun. Biri sana vurursa oradan uzaklaş. Onunla oynama. Onu senden mahrum et. Diyorsun belki. Ama karşındaki vurana vurmayla karşılık verebilirsin diyorsa? Neyin kabul görür, neyin yanlış olduğunu söylemez ya da daha önemlisi gerçek yaşamda örneklemezsek nereden bilecekler doğrusunun hangisi olduğunu? Ya da sen müdahale etmedin diyelim. Çocuk demez mi? ‘Yahu! Bu davranış yanlış. Ben öyle biliyorum. Ama annem hiç birşey yapmıyor. Ben arkadaşıma bana vurmanı istemiyorum. Vurmak kötü dedim ama üstüme üstüme geliyor. Annem görüyor ama müdahale etmiyor.’ Çocuk annesinin onu koruyacağına güvenmek istiyor ama anne orada yok.

Böyle bir sahneye şahit olduk diyelim. Birisi bizim çocuğumuza vuruyor. Kayıtsız kalmak ne kadar doğru? Çatışmalarını kendisi çözümleyecek fırsatı vermek gerekir evet çünkü bunu deneyimleyerek öğrenir ama bu davranışın yanlış olduğunu her iki tarafın da bilmesi gerekir. Çocuklar toplumun bir parçası olmayı isterler. Anneleri tarafından takdir edilmek için onları mutlu edecek davranışları gösterme eğilimi gösterirler. Dolayısıyla ‘doğru davranışın’ hangisi olduğunu söylemek, dahası göstemek lazım.

Ya da bizim çocuğumuz vurdu diyelim. Öyle ya ne kadar öğretsek de bir yerde karşımıza çıkabilir. Çocukla ilgili kesin cümleler kurmamayı -onu ne kadar iyi tanırsak tanıyalım – ben anne olunca öğrendim. Amiyane bir tabir olacak belki ama tıpkı herhangi bir sahipli köpekle karşılaştığımızda ‘ısırmaz’ diyen sahibinin tepkisi gibi konu çocuklar olunca ‘benim çocuğum vurmaz’ değil ‘bugüne kadar vurmadı’ demek daha doğru olacaktır. Vuran bizim çocuğumuzsa vurmanın yanlış olduğunu söylemek de tek başına etkili olmayacaktır. O sadece anı kurtarmak. Neden vurmaması gerektiğini ya da vurmamak için ne yapması gerektiğini öğretmez.

Öncelikle vurmaya vurmayla karşılık vermek – çivi çiviyi her zaman sökmez.- davranışın aslında doğru olduğu yanlış mesajı verir ve kafa karışıklığı yaratır. Ya da aceleyle evden çıkmak, o an sabır gösteremeyeceğiniz bir durumun içinde olmak gibi zamanlarda çocuğu çekiştirerek ya da bir miktar zorlayarak yaptığınız her davranış sosyal hayatta başkalarına tatbik etmek için kullanılabilir. Çünkü stres anlarında gördüğü ilk uygulama odur. Çocuk da buna başvurabilir.

 Başkasına vuran çocuğunuzun ellerini tutun, onun göz hizasına inip göz göze gelin ve çok basit birkaç cümle ile ‘vurmak yok’ diyin. Ardından onun duygularını anladığınızdan emin olmasını sağlayın. ‘ Biliyorum. Oyuncağını aldığı için kızdın. Ben de olsam kızardım. Ama vuramayız. ’ Sınır koymak her zaman çok önemli. Bu dengeyi iyi kurmak. Aşırı sınırlar içinde özgürlük alanı olmayan çocuklar da ne yapacaklarını bilemez ve sıkışmışlık hissi onu bu davranışa sürükleyebilir. Tersine hiç sınır koymamak da istediği gibi at koşturmasına fırsat vermek olabilir. Dolayısıyla konu hakkındaki net ve kararlı tavrınızı her koşulda koruyun. Vurmak yok ise hiçbir yerde yoktur. Esnetilemez. Çocuk bunu bilmeye ihtiyaç duyar. Ancak kriz anında sol beyin (iletişim) devre dışı kalarak tamamen sağ beyin (duyular)çalışır. Bu durumda çocuklar sözleri değil, hareket ve davranışları algılar. Dolayısıyla fazla uzun ve ayrıntılı cümlelerden kaçınmak, basit birkaç cümle ile davranışın kabul görmediğini, buna izin verilmeyeceğini bilmesi yeterlidir. Daha sonra daha sakin bir ortamda neden vuramayız? konusu tartışılabilir.

Araştırmalar duymamamız gerektiğine inandığımız şeyleri çok daha büyük bir dikkatle dinlediğimizi ve bunların doğruluğuna daha fazla inandığımızı göstermiş. Dolayısıyla doğrudan ona konuşmadan bir şekilde kulak misafiri olmasını sağlamak da bir yöntemdir. Telefonla annenanneyle konuşurken mesela davranışının yanlış olduğunu ve anneyi üzdüğünü anlayabilir. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mesajları da oldukça etkili olacaktır. Sizin çocuğunuz değil de … çocuğu ( çocuğunuzun tanıdığı) böyle bir davranışta bulunmuş olabilir. Ya da bu konudaki çocuk kitaplarından, hikayelerden masallardan yararlanılabilir. Oyunun gücünden yararlanılabilir. Biz Ela’ya herhangi bir konuda birşey öğretmek istiyorsak Lego Duplolarla bir masal anlatıyoruz. Bu her konuda olabilir. Tanımadığı yiyeceklerin tadına bakmayan çocuk, acıyacak korkusuyla kakasını yapmak istemeyen çocuk, ellerini sürekli ağzına sokan ve mikrop kapan çocuk ve hatta Atatürk’ü bile böyle bir masalla anlattık. Çok da faydasını gördük. Deneyebilirsiniz. ‘Benim değil bir arkadaşımın başına geldi.’ gizli yan kapısını kullanmaktan bahsediyorum.

Sabretme becerisi üzerine yoğunlaşmak lazım. Çocuk doğası gereği bu beceriden yoksundur ama beklemek, beklemeyi öğretmek çok önemli. Bir oyuncakçıda örneğin, sırf o an istedi diye ya da birazdan ağlama krizine girecek diye o oyuncağı almak günü kurtarır.  Her istediğimizi her zaman elde edemeyeceğimizi bilmek bunu öğretmek restoranda yemeğin gelmesini beklerken ki krizleri önleyebilir. O nedenle sabrı gün içinde tatbik etmek gerekir. Bu çocuğunuza olası oyuncak paylaşımı ya da arkadaşlar arası krizleri kendi kendilerine çözebilmesi için fırsat tanır. Böylece o, müdahale etmeden çatışmalarını kendi kendine çözme evresine daha çabuk geçebilir.

Mağdur bizim çocuğumuzsa peki?

Normalde bir başkasının çocuğuna müdahale etmek doğru olmasa da anne hiçbir şey yapmıyor, dahası sanki onaylar gibi bir tavır içerisindeyse önce çocuğumuzu ortamdan uzaklaştırmaya çalışalım. Bir şekilde bu her zaman mümkün olmuyorsa ki olabiliyor o zaman da vuran çocuğa da bir iki basit cümle ile çocuğumuza vurulmasına izin vermeyeceğimizi söyleyebiliriz. Devam ederse çocuğumuzu alıp gitmek zorunda kalacağımızı söyleyebiliriz.

Bu çocuklar çok küçükse ne yapmalıyız?

 Gelişimsel özellikleri gereği atma, vurma, fırlatma eğiliminde olan bir durum varsa yine bir iki cümle ile vurmak yok denilip doğrudan bir tanesinin ortamdan bir süre ayrılması daha doğru olacaktır. Sonuç olarak büyük ya da küçük farketmez bir başkasına vurmak her ortam ve hiçbir koşulda doğru değildir. Doğası gereği atma, fırlatma döneminde olan bir çocuk için bile sınır bellidir. Öfkeyi içeride tutmayıp dışarı çıkarmak, o öfkeden kurtulmak gerekir ama bu savunmasız birine vurmakla olmaz. Böyle bir ihtiyacı olan çocuğa yastık vb. bir  nesne verilebilir. Sinirlenince ona vurması istenebilir. Yine de ilk başvuracağımız yöntem bu olmasa daha iyi olur. Amaç bir başkasına vurulmazı öğretmekse vurmayı destekleyen herşeyden mümkün olduğunca uzak durulması daha iyidir. Oyun hamurunu dilediğince sıkması, yoğurması sağlanabilir. Çocukla bir şifre oluşturulabilir. Anne çocuk arasında gizli bir anlaşma yapılabilir. Buna göre kim ne zaman sinirlense o davranışı yaparak rahatlayabilir mesajı verilebilir. Bunun için anne kendi çocukluğundan bir hikaye anlatabilir. Onun da çocukken sinirlendiğinde, birine kızdığında annesi ya da babasıyla şifreli özel bir davranış geliştirmiş olabilirler.  Bu hem öfke duyan çocuğunuzun bu duygunun ne kadar doğal olduğu, herkesin- annesinin bile- başına gelebildiği alt mesajını verir ve kendini bu durumdan dolayı suçlu hissetmez. Hem de öfkesini dışarı vurmanın başka yolları olduğunu da somut olarak göstermiş oluruz.

Şiddet; hiçbir zaman, hiçbir koşulda, taraflar da değişse, yaşlar da değişse kabul edilemez. Bu, bir çocuğa öğretmemiz gereken en temel öğretilerdendir. Tıpkı bir domino etkisi gibi şiddet gören bir süre sonra şiddet gösteren olabilir. Sağlıklı, aklı başında, şiddete başvurmayan nesiller için bunu öğretmek toplum olarak da birincil görevlerimizdendir.

Saldırganlık hakkındaki diğer yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Keyifli okumalar.

logoo selin cocuk-gelisimi

 

3 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. İnci dedi ki:

    Bu yazınıza denk gelmek beni çok mutlu etti . Zaman zaman ben de bu konuyu düşünürüm . Yazınızı herkes çocuğuna uygulasa dünya çok daha güzelleşir muhakkak fakat herkes birşeyler okuyup kendini geliştirme merakına sahip değil. Çocuğuma kendini korumayı nasıl öğreteceğim eksik kalan nokta bence. Bir başka çocuğun benim çocuğuma zarar verdiğinde çocuğu ortamdan uzaklaştırmam ya da bununla ‘tehdit’ etmem bana çok doğru gelmedi. Belki de zaten benim çocuğum o ortamda şiddet gösteren çocuk kadar istenilen bir çocuk değil,o ortamda yeni belki.(Doğru gelmemesinin bir sebebi de çocukluktaki bu davranışı geleceğe uyarlamam.) bu fikri okuduğumda aklıma şu senaryo geliyor ; o zaman bu çocuğum büyüyüp iş insanı olduğunda ya da herhangi bir sosyal ortamda karşı tarafın yanlış tutumundan dolayı uzaklaşacak.ama bu günümüz dünyasında çok fazla mutsuzluk doğuracaktır. Yani bir başka çocuk çocuğuma vurduğunda , aynı kötü davranışı sergilemeden (yanlışı yanlışla doğrulayamayız tabiki) ama bir başkasına değil de kendine güvenerek bu durumu alt etmesini ,aşmasını nasıl başarabiliriz?

    Beğen

    1. Ayshen dedi ki:

      Cok guzel yazi, cok guzel yorum.. Bence Selin Hanim`in soylemek istedigi cocuk henuz karakterini kisiligini oturtma surecindeyken, kendisini fiziksel/ruhsal rahatsiz eden bir cocuga veya bir yetiskine bu izni vermemesi gerektigi bilincini asilamak. Tabii ki, uzaklasmak tek ve ideal cozum olmayabilir, ama bazi durumlarda yetiskinler bile can sikici, siddet iceren ortamlardan uzaklasarak kendini korumuyor mu? Bir de tabii, sosyal kabul gorme ile prensipli/ilkeli olma terazisinde kendimizi ya da cocugumuzu nerede konumlandirmak istiyoruz? Cocugum, siddet gosteren cocuk kadar istenilen bir cocuk degil ya da ortama yeni belki, yazmissiniz. Cocugunuzun ortamda siddet gosteren ama herkes tarafindan cok sevilen, kabul goren bir cocuk olmasini ister miydiniz? Tabii ki, her birey her cocuk kabul gormek ister, ama ya dogrular? Yazida uzaklasmak benzeri birkac ornek daha verilebilirdi. Ama tabii ki, cocuklar alttan almada, tolere etmede, sabretmede cok mahir degiller. Bir de pek zorunlu degiller. Yetiskinler icin mecburiyetler vardir, patronunu hic sevmez, onun hakaretlerinden bikip usanmistir uzaklasmaz, uzaklasamaz, mecburdur bir sekilde. Bence burada kilit nokta, her cocuga her insana, yurtdisindaki medeni ulkelerde oldugu gibi, haklarini ogretmek olmali. Bak evladim, kimse sana fiziksel ve sozlu bir siddet uygulayamaz. Kimsenin boyle bir hakki yok. Sen de uygulayamazsin zira senin de yok. Sana boyle davranan arkadaslarin varsa lutfen onlari uyar. Onlari sevdiklerini ama onlarin sana boyle davranamayacagini soyle onlara. Bu davranisin seni uzdugunu soyle onlara. Devam ederlerse, onlardan bir muddet veya sonsuza kadar uzaklasabilirsin. Kimsenin sana haksizlik yapma, siddet uygulama hakki yok, insanlara bu izni verme. Cocuklarimiz cok kiymetli hem de cooook 🙂

      Beğen

    2. selinyüksel dedi ki:

      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bir gelişimciden bağımsız çok insani bir yorum yapacağım. Bir yetişkin olarak beni herhangi bir şekilde rahatsız eden birini önce görmezden gelebilirim. Davranış ya da tutum devam ederse uyarabilirim. Bir şekilde hoşnutsuzluğumu ifade edebilirim. Devam etmesi halinde kendimi o insandan yavaş yavaş uzaklaştırım. İstemediğim ortamın içine girmemek, kendimi mutsuz etmemek için yaparım bunu. Yada o kişiyle-bir şekilde sürekli temas halinde olacağım biriyse- iletişimimi minimumda tutarım. Aleni ya da dolaylı olarak yaptığım uyarılar işe yaramıyorsa kişisel alanımın, güvenli bölgemin içine kimseyi sokmam. Sokmak zorunda değilim. Bu kimi zaman fiziksel bir tacizi de içeriyorsa en fazla ellerimle kişisel alanıma sokmamak için o kişiyi engelleyebilirim. Nefs-i müdafaa gibi. Küçük bir çocuk ise henüz kendini savunacak konumda değildir. Çoğu zaman bir oyun olarak bile görebilir. Dolayısıyla karşısındaki aynı şekilde karşılık veremeyecekse ki vermemelidir diyoruz o zaman gerekli uyarılara rağmen devam ediyorsa güvendiği bir yetişkine sığınacaktır. Bu son derece doğaldır. O noktada, o yetişkin devreye girmelidir diyorum. Ortamdan uzaklaştırmak
      ,gerekirse tamamen mekanı terketmek şeklinde olabileceği gibi aynı ortamın içinde farklı bir uğraşıya yönlendirmek ortam yeniden ısınana kadar faydalı olacaktır görüşündeyim. Vuran çocuğu uyarmamı ise tehdit olarak değil uyarı olarak yorumluyorum. Çünkü bazen ciddi anlamda ısrarcı olabiliyorlar. Ben böyle olaylar yaşadığımda kızıma istemediğini söylemesini istiyorum. Çoğu zaman kızım “öyle şeyler yapmıyoruz. ” gibi bir cümle kursa da devam eden çocuk karşısında -biraz da mizacı gereği sanıyorum – daha fazlasını yapamacağı için yanıma geliyor. Hiçbir müdahalede bulunmazsam o zaman o gün ikili yalnız ilişkimiz içinde çok başka bir çocuk olabiliyor. İstenmeyen davranışları ardı arkasına yapan, o anda öfkesini içine attığı için güvenli ortamında dışarı çıkaran biri haline dönüşüyor. Ancak ben gerekli bana göre yeterli müdahaleyi yaparsam konu orada kapanıyor ve önümüze bakıyoruz. Yazıda bu kısma çok değinmiyor olmamın sebebi de bu. Herkesin bu noktada çocuğuna öğreteceği farklıdır. Ben böyle sorunun çözüleceğine inanıyorum ve kendi ysşantımda uyguluyorum, kızıma da böyle öğretiyorum. Ama herkesin yöntemi, olaylara bakış açısı farklı. Bu alana müdahale etmek istemedim. Ancak varsa sizin bir yönteminiz onu da seve seve yayınlarım. Sevgiler.

      Beğen

Değerli yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s